İstanbul'dayız

Üsküdar, İstanbul

Eposta Adresimiz

anadoluavukatofisi@gmail.com

Telefon Numaramız

0538 843 37 77

İş Kazası Geçirdim Haklarım Neler?

Hukuk alanında yazdığımız yazıların listesine bu sayfadan ulaşabilirsiniz.

İş Kazası Geçirdim Haklarım Neler?

Öncelikle başınıza gelen iş kazası için geçmiş olsun. Türkiye’de iş kazalarına çok sık rastlanıyor.

İş kazasının durumuna göre maddi ve manevi tazminat alma şansınız, hatta çalışamadığınız günler için de ödeme alma şansınız var. Aşağıdaki 3 soruluk testi çözerek hızlıca bilgi alabilirsiniz.

Anadolu Avukat İş Kazası Testi



# sorudan #. soru.

İş kazası 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nda yazdığı üzere temel olarak şöyle tanımlanır:

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b) İş veya çalışma konusu nedeniyle işyeri dışında,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,

yaşanan kazalardır.

Resmi Gazete

Tabi ki hukukun ve kanunların dilinden anlamak her zaman çok kolay olmuyor. Biz avukatlar olarak hem sizlere bunları açıklamak hem de usul, uygulama konusunda yardımcı olmak için buradayız. Bu yüzden kanunda geçen her şeyi buraya eklemedim ama dilerseniz gidip bakabilirsiniz.

Sizin için iş kazasını oluşturabilecek durumları şöyle açıklayayım:

Eğer işiniz sebebiyle yaptığınız bir iş sırasında başınıza bir kaza gelmişse bu iş kazasıdır. Örneğin;

  • Konfeksiyonda kullanılan makinenin elinize zarar vermesi,
  • İnşaat iskelesinde çalışırken düşüp yaralanmanız,
  • İş yerinde deprem, yıldırım çarpması gibi doğal afetler sonucu uğrayacağınız kazalar,
  • İş yerinde bulunduğunuz süredeki alakalı veya alakasız bir olay sonucu polis veya jandarma ateşinde vurulmanız,
  • İş yerinde yapılan kavga sonucu yaralanma

gibi olaylar iş kazası sayılmaktadır.

Bu noktada açıklamak gereken bazı hukuki durumlar var. Yapılan kazaların işle alakalı olup olmaması, istisna durumlar kanunda yer almadığında nasıl değerlendirildiği ve iş kazalarında işverenin suçu olup olmaması gibi durumları açıklamadan hangi olayların iş kazası olarak sayıldığından tam olarak emin olamayız.

İş Verenin Suçlu Olmadığı Durumlarda İş Kazası

Doğal afet, beklenmedik olaylar veya çeşitli sebeplerle herkes zaman zaman kaza geçirebiliyor. İş kazası geçirdim dediğiniz çoğu zaman insanların aklına çoğu zaman iş yerindeki uğraşınızdan dolayı bir olay yaşadığınız algısı oluşuyor.

Oysaki, iş kazalarında da bazen işinizle alakasız durumlar sonucu kaza geçirebilirsiniz. Aynı şekilde alınan önlemler yeterli olsa bile kaçınılmaz bir şekilde iş kazası geçirebilirsiniz.

Yargıtay kararları ve kanunlar doğrultusunda, bu durumlarda iş veren;

  • Gerekli önlemleri almışsa,
  • İhmalkarlık yapılmamışsa,
  • İş ile alakasız bir kaza geçirmişseniz

bile, geçirdiğiniz kaza iş kazası olarak değerlendirilir.

İş yerinin suçlu bulunduğu durumlarda iş yerine tazminat davası açılması mümkün ancak iş yerinin suçlu olmadığı durumlarda da devletin sağladığı bir sürü imkandan faydalanabiliyorsunuz.

Bu yüzden iş yerinin suçsuz olduğu durumlarda dahi iş kazasını tespit ettirmeli ve buna göre haklarınızı talep etmelisiniz.

Sigortasız Olarak Çalıştığım Yerde İş Kazası Geçirdim

Çalıştığınız yerde sürekli olarak, aylık, haftalık, günlük hatta birkaç saatliğine bile bulunuyor olabilirsiniz. Sadece birkaç saatliğine yapacağınız işlerde bile iş verenin size sigorta yapma zorunluluğu bulunuyor.

Diyelim ki iş veren sizi sigortasız olarak çalıştırdı ve bu süre içerisinde başınıza bir kaza geldi.

Korkmanıza hiç gerek yok! Bu durumlarda başınıza gelen olaylar da iş kazası olarak değerlendirilmekte. Ancak diğer işçilerin tanıklığı, olaya dair somut kanıtlar ve benzer şekillerde bu olayın iş kazası olduğunu tespit ettirmelisiniz.

Burada sıkça karşılaşılan bir durumun önüne geçmek isterim. Yaşanan iş kazaları sonrası iş verenler çalışanlarına büyük sözler verip şikayetçi olmamaları için kendilerini ikna edebiliyor.

İş verene karşı bir dava açmayacak olsanız bile, bu hakkınızı saklı tutmak için iş kazasını kayda geçirmelisiniz. Aksi halde, elinizde böyle bir şans kalmayacak ve hakkınızı kaybetme durumuyla karşı karşıya kalacaksınız.

İş Yeri Dışında Geçirilen Kazalar

Bir kazanın iş kazası olması için illa çalıştığınız yerde olması gerekmiyor. Örnek vermek gerekirse;

  • İş yerine servisle gidiyorsanız ve trafik kazası geçirmişseniz,
  • İş veren sizi bankaya, muhasebeye yollamış ve ofis dışında kaza geçirmişseniz,
  • İş saatleri içerisinde, iş sebebiyle ofis dışında bulunduğunuz bir sürede kaza geçirmişseniz

iş kazası geçirmiş sayılırsınız. Bu iş kazaları işle alakalı olmayabilir.

İş saatleri içerisinde tamamen iş verenin ve çalıştığınız yerin mesuliyeti / sorumluluğu altında kabul edilirsiniz. Bu yüzden işinizle doğrudan ilgili olmasa bile iş yeri dışında geçirdiğiniz kazalar da iş kazası olarak kabul edilir.

Deprem, Yıldırım Çarpması Gibi Doğal Afetler Sebebiyle İş Kazası Geçirdim

Yargıtay kararları sonucunda doğal deprem, heyelan, tsunami, yangın ve yıldırım çarpması gibi doğal afetler sonucu işte geçirdiğiniz kazalar da iş kazası olarak değerlendirilmektedir.

Kanunların yorumlanması ve hakimler tarafından karara bağlanması aşamasında Yargıtay önemli bir rol oynar. Bu durumda daha önce yaşanmış benzer bir olayda yargıtayın nasıl bir karar verdiğine bakılır. Emsal davada verilen karar doğrultusunda da hakim benzer veya aynı kararı verir.

Örnek olarak incelemek gerekirse “İş Kazasında Ölüm” ile ilgili olarak yargıtay şöyle bir karar vermiştir:

“Anne babaya ölüm geliri bağlanmamış olması annenin-babanın çocuklarının bakımına ihtiyaçları bulunmadığı sonucunu doğurmayacaktır. Anne babaya ölüm geliri bağlanmamış olması destek ilişkisinin ve buna bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığına bir engel teşkil etmeyecektir. Bununla birlikte anneye-babaya ölüm geliri bağlanması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın hesabında dikkate alınacaktır. SGK tarafından çocuklarının ölümü nedeniyle yapılan ödemeler ve bağlanan gelirin Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı, belirlenen destekten yoksun kalma tazminatından indirilebilecektir.” (HaberTürk)

Yargıtayın bu kararı iş kazasında ölen (Örneğin: Soma Faciası) kişilerin ailelerine gelir bağlanmasına yönelik önemli bir karardır. Hakimler de davada karara varırken bu kararı gözeterek sonuca ulaşır.

Doğal afetler konusundaki yargıtay kararlarına göre ise:

  • İş yerinde yıldırım çarpması,
  • İş yerinde depremde enkaz altında kalmak veya yaralanmak,
  • İşe giderken veya iş yerinde sel felaketine uğramak

gibi olaylar iş kazası sayılmıştır.

Başıma Farklı Bir İş Kazası Geldi

Eğer hala geçirdiğiniz kazanın iş kazası olduğundan emin değilseniz veya;

İş kazası sonucu haklarınızı öğrenmek ve detaylı bilgi almak istiyorsanız, avukatlarımıza soru sorabilirsiniz

Manevi Tazminat Davası

Manevi tazminat davası; hukuki açıdan bir aykırılıktan doğan eylem ve işlemler sonrasında kişilerin manevi olarak derinden etkilenmesi nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesini amaçlayan bir dava çeşididir. Kanunda kişinin manevi olarak yıpranması üzüntü ve elem duyulması olarak ifade edilir.

Manevi Tazminat Davası

Kişi ve kurumlara karşı açılabilecek olan tazminat davalarında temel olarak uğranan zarar manevidir. Ancak bu davanın kazanılması halinde elde edilecek olan tazminat manevi olmaktan ziyade kişiyi maddi anlamda destekleyecek şekilde olur. Manevi tazminat davalarının açılabilmesine neden olan çeşitli durumlar bulunur. Manevi tazminat ile ilgili sorularınız için avukata sor sayfasından bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Manevi Tazminat Hangi Durumlarda Açılabilir?

Kişiler tarafından uğranan manevi zararın giderilmesi amacıyla açılabilecek davalarda gerçekten manevi bir eksilmenin gerçekleşmesi gerekir. Peki, manevi açıdan görülen zarara neden olabilecek davranışlar nelerdir? Manevi tazminat davaları aşağıdaki hallerde açılabilir;

  • İş yerinde gerçekleşen iş kazası kaynaklı manevi tazminat davaları,
  • Trafikte gerçekleşen kazalardan kaynaklı manevi tazminat davaları,
  • Taraflar arasındaki sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat davaları,
  • Kanunen suç niteliği taşıyan bir eylemin işlenmesinden kaynaklanan manevi tazminat davaları,
  • Tıbbi tedavi esnasında doktor veya hemşirelerin yanlış uygulamalarından kaynaklanan manevi tazminat davaları,
  • Boşanma davası ile birlikte açılan manevi tazminat davaları,
  • Telif haklarının ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat davaları,
  • Yazılı, görsel veya dijital medyada gerçekleştirilen kişilik haklarına yönelik saldırılardan kaynaklanan manevi tazminat davalarıdır.

Yukarıdaki haller en genel anlamda manevi tazminat davalarının açılmasına neden teşkil ederken diğer bazı durumlarda da manevi tazminat için yargı birimlerine başvurmanız mümkündür.

Manevi Tazminat Davası Nasıl Açılır?

Manevi açıdan uğradığınız zararları tazmin etmek adına başvuracağınız en akılcı yöntemlerden bir tanesi olan manevi tazminat davasının nasıl açılacağı bireylerin en çok merak ettiği konular arasındadır. Kural olarak manevi tazminat davaları davalının ikametgâh adresinde davalının tüzel kişi olması halinde ise tüzel kişiliğin merkezinin bağlı bulunduğu asliye hukuk mahkemesinde açılabilir.

Sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan tazminat davalarında yukarıda bahsi geçen yer mahkemeleri yetkili olabilirken sözleşmenin ifa edildiği yani yerine getirildiği yer asliye hukuk mahkemesi de yetkili olabilir. Benzer şekilde haksız fiilden kaynaklanan tazminat davaları da yukarıda adı geçen mahkemelerin yanı sıra şu mahkemelerde açılabilmektedir;

  • Haksız fiilin vuku bulduğu yerdeki mahkemede,
  • Haksız fiilden kaynaklanan ama haksız fiilin gerçekleştiği yerden başka bir yerde ortaya çıkan zararlarda zararın ortaya çıktığı yerdeki mahkemede,
  • Haksız fiilden kaynaklı durumlarda zarar görenin ikametgâhında manevi tazminat davasına başvurulabilir.

Manevi tazminat davasının açılmasına neden olan durumlar ticari bir iş veya eylemden kaynaklanmışsa bu durumda yetkili mahkeme asliye ticaret mahkemesi olacaktır.

Manevi Tazminat Davası Açma Şartları Nelerdir?

Manevi anlamda karşılaşılan zararların giderilmesi adına başvurulan manevi tazminat davalarının belli başlı şartları bulunmaktadır. Bireylerin dava açmadan önce bu şartları detaylı bir şekilde incelemesi sonrasında dava sürecine başlaması beklenir. Bu noktada manevi tazminat talep etme şartları aşağıdaki şekildedir;

  • Yaşam hakkının elinden alınması (Babasının öldürülmesi nedeniyle bireyin elem duyması),
  • Sağlığı olumsuz etkileyecek eylemler (Doktorun yanlış tedavi uygulaması sonrasında ortaya çıkan durumlar),
  • Vücut bütünlüğünün zarar görmesi ( İş kazası nedeniyle uzuvlarda eksilme),
  • Ruhsal anlamda karşılaşılan yıpranmalar (İş yerinde mobbing veya iftira nedeniyle yaşanan psikolojik rahatsızlıklar),
  • Kişilik değerlerine gerçekleşen saldırılar nedeniyle bireyin üzüntü duyması manevi tazminat davalarının açılabilmesi adına ön şartı oluşturmaktadır.

Yukarıdaki durumlar nedeniyle tazminat davası açma hakkına sahip olabilecek olan bireyler her üzüntü ve elem veren olaydan dolayı dava açma hakkına sahip olamayabilirler. Bu anlamda makul sınırlar içerisinde gerçekleşen rahatsızlık durumlarında tazminat davası açmanız söz konusu olmayacaktır.

Manevi Tazminat Davalarında Zamanaşımı

Manevi tazminat davası açmak isteyen bireyler için belirli sürelerin bulunduğunu ifade etmek gerekir. Hukuk sisteminde yer alan ve kişilerin haklarını zamanında aramasına olanak sağlayan zamanaşımı kavramı dikkate alınmadığında manevi anlamda yaşanan üzüntü ve elemin tazmin edilmesi söz konusu olmayacaktır. Bu anlamda aşağıdaki süre ve şartlara dikkat etmek kişiler açısından oldukça mühimdir.

  • Üzüntü ve elemin ortaya çıkmasına neden olan daha doğrusu manevi tazminat davasının açılmasına sebep olan durum hukuken bir suç teşkil ediyorsa dava açma konusunda zamanaşımı süresini TCK’da bu suç için belirlenmiş olan zamanaşımı süresi belirler. TCK uyarınca belirlenen zamanaşımı dava devam ederken geçmiş olsa dahi bireylerin manevi tazminat davasına başvurmalarına bir engel bulunmaz. Burada devreye uzamış dava zamanaşımı girecektir.
  • Tazminat davasına konu olan fiillerin çok büyük bir kısmı hukuk sisteminde haksız fiil olarak tanımlanan durumlardan ortaya çıkmaktadır. İş kazası, doktor ihmali veya doğrudan suç işlenmesi nedeniyle ortaya çıkan haksız fiil durumlarında zamanaşımı süresi kişinin fiil ve fail hakkında bilgi sahibi olmasından itibaren 2 yıl ve fiil ile failin sonradan öğrenilmesi hallerinde en nihayetinde 10 yıldır. Fiilin suç olması durumunda TCK’da hükmedilen zamanaşımı süresi daha fazla ise fazla olan zamanaşımı dikkate alınır.
  • Evlilik birliğinin sonlandırılması sonrasında manevi tazminat davası açmak isteyen eşler için belirlenmiş zamanaşımı süresi 1 yıldır. 1 yıl boşanmanın resmen kesinleştiği andan itibaren işlemeye başlar.
  • Taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin ihlal edilmesi sonrasında manevi tazminat açılabilmesi adına belirlenmiş zamanaşımı 10 yıldır.
  • Trafik kazaları haksız fiil başlığı altında düzenlenmiş bir eylem olsa da Karayolları Trafik Kanunu çerçevesinde trafik kazasından kaynaklanan tazminat davası açma süresi ayrıca belirlenmiştir. Bu nedenle trafik kazalarından kaynaklanan ve ciddi manada elem duymanıza neden olan durumlarda manevi tazminata başvurmak için kazanın gerçekleştiği ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl; fiil ve failin sonradan öğrenilmesi durumunda ise her halükarda 10 yıl olarak kabul edilir.

Manevi Tazminat Davasını Kimler Açabilir?

Tazminat davası açma hakkı haksız yere gerçekleşen eylemler nedeniyle açılan davalar olduğundan bu davaları açmaya hak sahibi olan kişiler haksız eylemden etkilenen bireyler olur. Burada davayı açmaya hak sahibi olan kişiler doğrudan eyleme maruz kalanlar olabileceği gibi eylemden etkilenen ve yaşamını kaybeden bireylerin yakınları da olabilmektedir. Örneğin; iş veya trafik kazası sonrasında babasını kaybeden bireyler manevi anlamda çok ciddi etkilendikleri iddiası ile manevi tazminat davası açma yoluna başvurabilirler. Ölüm nedeni ile maddi tazminat davası da açılabilir. Ancak maddi tazminat davalarında en önemli nokta ölen kişinin anne ya da babasına maddi bir destek sağlamasıdır. Bu durumun kanıtlanamaması durumunda tazminat davasının kazanılabilmesi mümkün değildir. Ölenin davayı açacak olan kişiye herhangi bir maddi desteğinin olmaması durumunda ise manevi tazminat davası açılır.

Manevi Tazminat Davası Kime Karşı Açılabilir?

Manevi tazminat davaları; yaralanma, ölüm ya da üzüntüye neden olan farklı konular nedeni ile eylemi gerçekleştiren tüzel ya da gerçek kişiler karşı açılabilmektedir. Haksız fiiller söz konusu olduğunda manevi tazminat davası fiili gerçekleştiren kişiye karşı açılır. Ancak bazı durumlarda haksız fiili işleyen kişi ile birlikte farklı kişilerde manevi tazminat davalarına konu olabilmektedir. Örneğin, haksız fiili işleyen kişi ile bir iş ilişkisi içerisinde olan iş veren iş sebebi ile verilen zarardan sorumludur. Bunun yanı sıra trafik kazası ile üçüncü kişilere zarar veren aracın şoförü ile beraber araç sahibi de olaydan sorumlu tutulur. Bu durum hukukta tehlike sorumluluğu olarak adlandırılmaktadır.

Manevi Tazminat Nasıl Hesaplanır?

Manevi tazminat davalarının da manevi tazminatın nasıl belirlendiği ile ilgili teknik bir hesaplama bulunmamaktadır. Manevi tazminat tutarı kanunda belirlenen kriterler göz önüne alınarak hesaplanır. Manevi tazminat tutarını belirleyen kriterlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

  • Somut durum özellikleri
  • Tarafların mali durumları
  • Tarafların kusurları ve bu kusurların ağırlığı
  • Oluşan manevi zararın büyüklüğü
  • Meydana gelen olayın tarihi itibari ile paranın satın alma gücü

Manevi tazminat olarak belirlenen tutar ile tazminat sorumlusunun fakirleştirilmemesi ve tazminat alacaklısının da zenginleştirilmemesi gerekmektedir. Hakim, yukarıda ki kriterlere uygun bir şekilde tazminat tutarı belirler. Örneğin, parmağını kaybeden bir kişinin mağduriyet derecesi ile kolunu kaybeden bir kişinin mağduriyet derecesi aynı değildir. Bu nedenle hakimin iki olay için farklı tazminat tutarlını belirlemesi gerekir. Bu sayede tutarlı ve adaletli bir miktar belirlenmiş olur.

Manevi Tazminat Davaları Ne Kadar Sürer?

Manevi tazminat davaları; tarafların dinlenmesi, taraf iddialarının ileri sürülmesi, mağduriyet oranı tespiti, zararın hesaplanması, kusur tespiti gibi aşamalardan meydana gelir. Tazminat davalarına bakan mahkemeler, her aşaması da gereken tespitleri yaparak tarafların itiraz ve iddiaların dinlenmesi son derece önemlidir. Örneğin, bilir kişi tarafından tespit edilmiş olan kusurlara tarafların itirazı olması durumunda taraflar mahkemeye itiraz eder ve itiraz değerlendirilir. Mahkemenin itirazı yerinde görmesi durumunda dava tekrar bilir kişiye iletilir. Söz konusu aşamalarda tarafların itirazları ve diğer işlemler mahkemenin süresini doğrudan etkilemektedir. Manevi tazminat davaları genellikle 1.5 ile 2 yıl arasında sürmektedir. 

Manevi Tazminat Davası Dilekçe Örneği

(YETKİLİ)……. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

DAVACI                        : ………………. (T.C: ………………)

                                          Adres:
VEKİLİ                         : Av. (Anadolu Hukuk Bürosu)

DAVALI                        : ………………. (T.C: ………………)
                                          Adres:

KONU                            : Maddi ve manevi tazminat taleplerimizi içerir dava dilekçesidir.

AÇIKLAMALAR        : Yaşanan olaya dair açıklamalar liste halinde yapılır.

HUKUKİ DELİLLER : bilirkişi incelemesi, tanık, yemin ve her türlü yasal delil.

HUKUKİ SEBEPLER : BK, HMK ve ilgili diğer yasal mevzuat.

İSTEM                           : Dava sonucuna yönelik istemler sıralanır.

Sıkça Sorulan Sorular

İftiraya Uğrayan Kişi Tazminat Davası Açabilir Mi?

Evet. İftiraya uğrayan kişiler tazminat davası açabilmektedir. Tazminat davasında belirlenecek tutar iftiranın derecesine ve kişilerin mağduriyetine göre belirlenmektedir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. İftira ayrıca bir ceza davasına da konu olabilir yani iftiraya uğrayan kimse savcılığa şikâyet etmesi ve yapılan soruşturma ve kovuşturma sonucu iftira kanıtlanırsa fail cezalandırılır ayrıca mağdurun iftira sonucu elem, kederden ötürü de tazminat davası açması mümkündür.

İftira Suçunun Cezası Nedir, Kaç Yıldır?

İftira suçunun cezası 3 yıl ile 7 yıl arasında değişkenlik gösterir. Verilen cezanın durumuna göre hapis cezası paraya çevrilebilmektedir.
İftira suçu TCK’ da adliyeye karşı suçlar başlığı altında düzenleme altına alınmış bir suçtur. İlgili hükme göre önce suçun temel hali düzenlenmiş daha sonra ise nitelikli hali düzenleme altına alınmıştır.
1-İşlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2-Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.
Görüldüğü üzere kanunda temel halinin işlenmesi halinde 1-4 yıl ceza öngörülmüş. Nitelikli halinin varlığının yarı oranında artırımın olacağı belirtilmiştir.

Adli Para Cezası Neye Göre Hesaplanır?

Adli para cezası hesaplanırken suça göre cezanın alt ve üst sınırları dikkate alınır. Cezanın alt ve üst sınırının belli olmaması durumunda adli para cezasının en alt sınırı 5 gün iken üst sınırı ise 730 gün şeklindedir. Bunun yanı sıra kişilerin sosyal ve ekonomik durumları da göz önüne alınır.
Adli para cezası TCK ile düzenleme altına alınmıştır. Hesaplama yapılırken suça göre suçun en alt ve en üst sınırı dikkate alınır. Suçun alt ve üst sınırının belli olmamamsı durumunda alt sınır 5 gün iken üst sınırı 730 gün oluşturur.

Hakaret davası kaç para cezası ne kadar?

Hakaret suçunda 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ya da adli para cezası vardır. Suçun mağduriyeti, hakaret eden kişinin durumu gibi kriterler göz önüne alınarak adli para cezası belirlenir.
Hakaret davası TCK ile düzenleme altına alınmıştır. Teknolojinin de gelişmesiyle ispat vasıtalarının çeşitlenmiş ve bu davanın görülme sıklığı artmaya başlamıştır. Bu davanın temel şeklinin cezası kanun 3 aydan iki yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür. Nitelikli halleri bakımından ise
1-Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
2-Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
3-Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
Üç durumdan herhangi birinin varlığı halinde cezası bir yıldan az olamaz.

Adli para cezası kaç gün içinde ödenir?

Adli para cezasının 30 gün içerisinde ödenmesi gerekir.

Adli para cezası ödenmezse ne olur?

Adli para cezası çeşitli adli suçların karşılığı olarak hapis cezasının para cezasına çevrilmesi durumunu ifade eder. Adli para cezaları belirtilen sürede ödenmesi gereken ve ertelenemeyecek cezalardır. Bu cezaların ödenmemesi durumunda ödenmeyen kısma denk gelen gün kadar hapis cezası kararı verilir.

Adli para cezası memur olmaya engel mi?

Adli para cezasına çarptırılan kişiler için en çok merak edilen konu adli para cezası memuriyete engel mi sorusudur. Ancak kanunda açıkça ifade edildiği üzere adli para cezası memur olmaya engel değildir.

Adli para cezası adli sicile işlenir mi?

Adli para cezası da nitelik olarak adli cezalar ile aynıdır. Bu nedenle bireylerin aldığı adli para cezaları adli sicile işler.

Adli para cezası sicilden silinir mi?

Adli sicil kayıtları kanun gereğince kendiliğinden silinir. Adli sicil kaydı çeşitli sebeplerle silinmemiş bireyler dilekçe ile kaydın silinmesini talep edebilir.

Sabıka kaydı (Adli arşiv kaydı) kaç yılda silinir?

Sabıka kaydı veya adli arşiv kaydının silinmesinde genel süre 5 yıldır. Ancak mahkemece kaydın daha uzun bir süre kayıt altına alınmasının sağlanabildiği durumlar da vardır. Böylesi durumlarda sicil kaydı 15 ila 30 yıl arasında kayıtlı kalır. Adli sicil kaydı ya da sabıka kaydının silinmesine neden olan bir diğer durumda kişinin ölmesidir.

Ortaklığın Giderilmesi Nasıl Olur? – İzale-i Şüyu

Eski adıyla izale-i şüyu ve yeni adıyla ortaklığın giderilmesi davaları, paylı (müşterek) ya da elbirliği (iştirak halinde) ile mülkiyete konu olan taşınmaz veya taşınır mallarda paydaşlar/ortaklar arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip şahsi mülkiyete geçmeyi sağlayan iki taraflı bir dava türüdür. Bu konu bakımından iki kavramın bilinmesi önem arz etmektedir.

Hukuki olarak ortaklığın giderilmesi hizmeti için ticaret hukuku alanında da hizmet veren Anadolu Avukat Ofisi ile iletişim kurabilirsiniz.

Paylı Mülkiyet

Birden çok kimsenin taşınır veya taşınmaz nitelikteki aynı eşya üzerinde maddi şekilde bölünmemiş paylara malik olmalarına imkân veren mülkiyet türü, paylı mülkiyettir. Bu mülkiyet biçiminde başka türlü belirlenmedikçe, her paydaşın eşyadaki payı eşit sayılır. Paydaş kendisine ait payı serbestçe devredebilir ve payların alacaklı gibi başka kişilerce rehin veya haciz edilmesi mümkündür (TMK md. 688). Paylı mülkiyette, payın tamamı değil bir kısmı da devredilebilir (TMK md. 732). Paylı mülkiyette her ortağın eşyanın her yerinde kendisine ait pay nispetinde diğer ortaklar ile aynı derecede hakkı bulunmaktadır. Birden çok kişinin mülkiyet hakkına sahip olduğu elbirliği mülkiyeti ile paylı mülkiyet hallerinden hangisinin aynı eşya üzerinde var olduğu hususunda belirsizlik bulunduğu zaman, eşyanın paylı mülkiyete tâbi olduğu kabul edilir.

Elbirliği Mülkiyet

Bu mülkiyet türünün tanımı ise Medeni Kanun’da “Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.” Şeklinde yapılmıştır. Bu mülkiyet türünde önemli nokta şudur: Burada malda birden fazla kişinin mülkiyet hakkı bulunmaktadır. Bundan dolayı da Medeni Kanun “Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir. Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır.” Hükmünü getirmiştir.

Ortaklığın Dava Yoluyla Giderilmesi

Kanun paylı malın yönetiminin zorluklarını da göz önünde bulundurmuş ve ilgili hükmü getirmiştir: “Hukukî bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir.” (TMK Md.698). Paylı mülkiyete tabi malın paylaşılması yönündeki bu istek (izale-i şüyu beyanı) paydaşlara ulaştırılarak tüm paydaşların katılımıyla yapılan paylaşma sözleşmesi veya paylaşmada anlaşma sağlanamaması durumunda dava açılarak yargısal paylaşma gerçekleştirilebilir. Peki bu nasıl yapılacaktır? Bu soruya da kanun bir sonraki maddede cevap vermiştir. İlgili maddeye bakıldığında “Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir. Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi hâlinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir.” (TMK Md. 699). Görüldüğü üzere; ortaklığın giderilmesi davaları, paydaşların paylaşma isteğinin kendisinde veya paylaşmanın biçiminde anlaşamaması durumunda açılmaktadır.

Paydaşlardan biri, bu davayı açarak malın eğer varsa mevcut paydaşlık oranlarına göre maddi olarak bölünmesine ve şayet bu mümkün değilse artırma yoluyla satılıp parasının paydaşlara paylar oranında bölüştürülmesine yönelik mahkeme kararı tesis ettirmek ister. Mahkeme de payın miktarı ve paydaşların sayısı imkân veriyorsa talep halinde aynen taksim, aksi takdirde malın satılarak satış bedelinin ortaklara/paydaşlara dağıtılması şeklinde satış yoluyla taksim olarak paylaşmaya karar verir. Bu suretle, üzerinde anlaşmaya varılamamış paylaşma işi kurucu nitelikteki mahkeme kararı ile yerine getirilmiş olur. Paylaşımı mümkün olan değerler dışında kalan taşınır ve taşınmaz mallardan aynen bölünmesi mümkün olmayanlar için satış suretiyle ortaklığın giderilmesi yoluna gidilir. Öte yandan, malın maddi paylaşımı malda önemli bir değer kaybına yol açıyorsa, hâkim maddi paylaşım yerine paylı mülkiyete konu malın açık artırma ile satışına karar vermektedir. Bu konu bakımından Medeni Kanunun “Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.” (TMK Md.699/3) unutulmamalıdır. İlgili maddeye bakıldığında paydaşların anlaşmaları halinde açık artırmaya yalnızca paydaşların katılması mümkündür.

Ortaklığın Giderilmesi Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi için bakılması gereken kanun HMK’dır. İlgili kanuna bakıldığında bu dava bakımından görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemeleri olduğu sonucuna ulaşılacaktır. Bu dava bakımından yetkili mahkeme ise birkaç farklı durum göz önüne alınması gerekmektedir.

1.Durum: Davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ortaklığın giderilmesi davasına bakmakla yetkilidir (HMK md. 6).

2.Durum: Ortak mülkiyetin konusu taşınmaz bir mal ise, yetkili mahkeme ilgili taşınmazın bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesidir (HMK md. 12).

Kaynakça

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (İZALE-İ ŞÜYU) DAVALARI– Erdem ATEŞAĞAOĞLU* Ceyhun ELGİN**

EŞYA HUKUKU— Kemal OĞUZMAN*, Saibe OKTAY* ve Özer SELİÇİ**

TÜRK MEDENİ KANUNU- HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU**

Ortaklığın Giderilmesi Dava Dilekçesi Örneği

                      (YETKİLİ) SULH HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

DAVACI:  Davayı açacak kişi, TC No, Adres

DAVALILAR:  Dava açılacak kişi ya da kişiler, TC No, Adres

KONU:  Ortaklığın (aynen taksim,satış hangisi isteniyorsa) giderilmesi talebidir.

AÇIKLAMALAR:

1-Taşınmazın edinme yöntemi ve dava sebepleri yazılacaktır.
2- Davalılarla yapılan şifahi görüşmelerde, gayrimenkul üzerindeki iştirak halinde mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrilmesi mümkün olmadığı gibi, davalılar, gayrimenkulün satışına da yanaşmamaktadırlar.

3- Fiili durumu itibarı ile paylaştırma da mümkün olmadığından, gayrimenkul üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesini talep etme zarureti hâsıl olmuştur.

HUKUKİ NEDENLER: M.K, HMK. ve diğer yasal nedenler.

HUKUKİ DELİLLER: Tapu kayıtları, keşif, bilirkişi incelemesi, tanık beyanları sair her türlü yasal delil.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle;

1-……….. taşınmazın üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesini,

2-Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin, payları oranında hissedarlara yükletilmesini vekâleten saygılarımla talep ederim. ../../2020

Ortaklığın Giderilmesi Cevap Dilekçesi Örneği

                …..SULH HUKUK MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİNE

DOSYA NO: …. / … Esas

DAVACI:  Adı Soyadı ( TC Kimlik Numarası ) Adres

VEKİLİ: Av. Adı Soyadı ( Baro Sicil Numarası ) Adres

DAVAYA CEVAP VEREN DAVALI: Adı Soyadı ( TC Kimlik Numarası ) Adres

VEKİLİ: Av. Adı Soyadı ( Baro Sicil Numarası ) Adres

KONUSU: Dava dilekçesine karşı cevap ve delillerimizin sunulması

AÇIKLAMALAR:

TALEPLERİMİZ:

HUKUKİ NEDENLER: M.K, HMK. ve diğer yasal nedenler.

DELİLLER: Tanık, bilirkişi, tapu kayıtları ve her türlü delil

SONUÇ ve İSTEK: Yukarıda arz ve İzah edilen sebeplerle taleplerimiz doğrultusunda karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla bilvekâle arz ve talep ederiz. …./…./20…

Hakaret Suçu

Hakaret Suçu – Sövmek Suretiyle Hakaret, Onur, Şerefe Saldırmak

Kişilerin şahıslarına yönelik olarak sarf edilen halk arasında küfür olarak tabir edilen sözler, cümleler Türk Ceza Kanunu (TCK) M.125-131 arasında Hakaret Suçu olarak düzenleme altına alınmıştır. İlgili maddelere bakıldığında bu suç iki farklı şekilde işlenilebileceği göze çarpmaktadır.

  1. Somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi
  2. Sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak

Hakaret suçunun oluşması için mağdurun belirli veya belirlenebilir olması gerekmektedir. Kişinin kullandığı cümlenin içinde mağdurun ismi geçmese dahi kimin için söylendiğinin anlaşıldığı durumlarda da hakaret suçunun oluştuğundan bahsedilir.

            Hakaret suçunun oluşumu, isnat edilen somut fiil veya olgunun kişinin onur şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olmasını; sövmenin ise kişinin onuru, şerefi ve saygınlığı için saldırı oluşturmasını gerektirir. Bu niteliklere sahip olmayan sırf yakınma, serzenişler hakaret suçu kapsamına girmez. 

            Suçun oluştuğundan bahsedebilmemiz için isnat gerçekleşmiş bir olay veya vaka ile bağlantıya sahip olması gerekmektedir. Gerçek olsa da olmasa da kişiye bili bir fiili işlediği veya belli bir olayın içinde yer aldığı izafe edilmelidir.  Burada bahse konu fiil olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. İsnat edilen olgu veya fiilin hakaret suçunu oluşturması için bunun mümkün, algılanabilir, inanılabilir bir hususa ilişkin olması gerekmektedir. Kısacası gerçekliğe uygun olması gerekmektedir.

Örnek:

  1. Bir kişinin başka bir kişiye bu tacizcinin tekidir demesi. (Sövme)
  2. C kişisinin A’nın taciz edilmesinden sorumlu kişi B’dir demesi. (Olgu İsnadı)

Sövmek Suretiyle Onur, Şerefe Saldırmak

            Bu kapsamda suçun oluştuğundan bahsedebilmemiz için sövme, kişinin onuruna, şerefine ve saygınlığına yönelik olumsuz değer yargılarında bulunmayı ifade etmektedir. Burada somut bir olgu isnadı bulunmamaktadır soyut bir şekilde mağdurun onur, şerefine yönelik olgu isnadı veya yakıştırmalar söz konusu olmaktadır. Kişinin kötü huyları, bedeni engelleri , hastalıklarını söylemek bu kapsamda suç oluşturmaktadır.

Örnek:  (A) kişisinin (B) kişisine serseri, hayvan, mal, köpek, kel, topal, kör, AİDS’li, fahişe, sövme kapsamında suç oluşturmaktadır.

            Önemle belirtilmelidir ki sövmenin belirli bir kalıbı yoktur. Yazı, resim, söz, işaret, hareket ile bu fiili işlemek mümkündür. Yukarıdaki örneklerden farklı olarak ise yüze tükürmek de hakaret suçunu oluşturur ve burada eylemli hakaretten bahsedilebilir.

Huzurda ve Gıyapta Hakaret

            Hakaret suçundan bahsedebilmek için yukarıda anlatılan fiillerin açıkça veya zımnen açıklanması gerekmektedir. Suçun oluşması için yukarıda bahsedilen fiillerin mağdurun veya üçüncü şahsın bilgisine ulaşması gerekmektedir. Kişinin kendi kendisine konuşması veya şahsi bir defterine vb. eşyasına notlar alması bu suçu oluşturmaz. Kendi kendine konuşmaların veya not almanın mağdura veya üçüncü kişilere ulaşması da açıklama kastı olmadığından dolayı suçu oluşturmaz.

            Hukukumuzda Hakaret suçunun mağdurunda huzurunda ve gıyabında işlenmesi bakımından farklılık söz konusudur. Gıyapta işlene hakaret suçu kapsamında cezalandırılması için fiilin en az üç kişiyle ihtilat şartının varlığı gerekmektedir.

Huzurda Hakaret

            Yazımızın başında anlatılan fiillerin mağdurun buna doğrudan vakıf olabileceği şekilde işlenmesi durumunda huzurda hakaret vardır. Burada önemle belirtilmelidir ki huzurda hakaretin söz konusu olması için illa yüz yüze gelmek gerekmemektedir.Alt kat komşusunun üst katta oturan komşusuna; mağdurunda duyması kastıyla yüksek sesle kendi evinde  hakaret etmesi örnek teşkil eder. Yargıtay kararında da belirtildiği üzere mağdurun bulunduğu ortamda icra edilen hakaret teşkil eden söz ve fiiller onun tarafında işitme veya görme engeli nedeniyle işitilmese veya görülmese dahi huzurda hakaret oluşur.

            Kanuna bakıldığında ‘’fiilin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi’’ huzurda hakaret sayılmıştır. Buna göre vasıta ne olursa olsun sesli,yazılı,görüntülü, mesajla gerçekleştirilen somut bir fiil veya olgu isnatları huzurda hakaret sayılır. İletinin doğrudan doğruya mağdura gönderilmesi burada önem taşımaktadır.

Gıyapta Hakaret

            Mağdurun doğrudan mağdur olmadığı durumda gıyapta hakaretten bahsedilir. Gıyapta hakaretten bahsedebilmemiz için yazımızda bahsedilen fiillerin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesini aramıştır. İhtilat sözlükte ‘’karşılaşıp görüşme’’ şeklinde tanımlanmaktadır. İhtilatı , hakaret suçu bakımından toplu veya dağınık halde bulunan en az üç kişiyle görüşerek, onların isnat edilen fiil veya olguyu öğrenmelerini sağlamak şeklinde anlamak gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken husus fail üç farklı kişiyle görüşerek bu fiili işlemesi gerekmektedir. Aynı kişiyle üç defa görüşüp gıyabında konuşması hakaret suçunu oluşturmayacaktır. Ayrıca ihtilat edilen üç kişinin aynı ortamda bulunmasına gerek yoktur. Farklı ortamda bulunan üç kişiyle de ihtilat unsuru gerçekleşebilir.

            Hakaretin asgari üç kişiye ileti yoluyla gönderildiği veya hakareti ihtiva eden iletinin üçüncü kişilere yayması için bir kişiye gönderildiği ve bu kişi tarafından yeterli sayıda kişilere yayılması durumunda da hakaret suçunun oluştuğundan bahsedilebilecektir.

İleti Yoluyla Hakaret Suçu (whatsapp, sms, mektup, e-mail, faks, telefon konuşması)

            Yazımızın daha önceki bölümlerinde açıklandığı üzere hakaret suçunun işlenmesi bakımından gıyapta-huzurda ayrımı yapılmaktadır. İleti yoluyla işlenen hakaret suçu bakımından da bu husus gene önem taşımaktadır. Tekrar belirtmek gerekir ki failin mağdurun şahsına doğrudan yönelmediği durumlarda huzurda hakaretten söz edemeyiz bunu bir örnekle açıklamak istemekteyiz.

Örnek: (A) kişisi (B) kişisi hakkında ortak arkadaşları olan (C)’ye whatsapp uygulaması üzerinden ‘’O şerefsizle görüşmeni istemiyorum.’’ Şeklinde bir mesaj göndermiştir. Bu mesajı şans eseri B’nin görmesi durumunda hakaret suçu oluşmamıştır çünkü ihtilat unsuru gerçekleşmemiştir ayrıca (A)’nın doğrudan (B)’ye yollama amacı bulunmamaktadır.

Unutulmamalıdır ki ileti yoluyla hakaret suçunun “huzurda” oluşabilmesi için iletiyi gönderenin fiili icra ederken mağduru hedeflemesi veya mağdurun fiilini öğrenebileceğini istemesi şarttır.

Hakaret Suçunda Zamanaşımı, Şikayet ve Uzlaştırma

            Hakaret suçunun düzenlendiği kanundaki ilgili maddeye baktığımız zaman

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır.

TCK

Hükmüyle karşılaşmaktayız bu hükme göre kalan durumlarda şikâyet bakımından suçun mağduru, hakaret edeni ve hakareti öğrendiği tarihten başlamak üzere 6 ay içerisinde şikâyet hakkını kullanmak zorundadır. Aksi takdirde şikâyet hakkını kaybeder. Şikâyet hakkı, en geç dava zamanaşımı süresi içinde kullanılmalıdır.

            Hakaret suçunun nitelikli hali bakımından şikayet unsuru aranmamaktadır bundan ötürü herhangi bir şikayet süresi yoktur. Cumhuriyet savcısı re’sen soruşturma başlatır.

            Mevzuat gereği takibi şikâyete bağlı olan suçlar uzlaştırma kapsamındadır. Uzlaştırma yoluna gidilip gidilmediği hem soruşturma evresinde hem de kovuşturma evresinde dikkat edilir. Bundan dolayı hakaret suçunun basit hali bakımından uzlaştırma yoluna gidilmesi zorunludur. Uzlaşma sağlanamazsa soruşturma veya kovuşturma evresine devam edilmesi gerekmektedir. Kamu görevlisine ve cumhurbaşkanına hakaret suçu, şikâyete tabi suçlardan olmadığından uzlaştırma kapsamında değildir.

İnternet Üzerinden Küfür Edildi Ekran Görüntüsü(Screenshot) Alsam Olur Mu?

            Önemle belirtilmelidir ki burada sorulan soru tamamen delil ve ispat konusuyla alakalıdır. Daha önce de anlatıldığı üzere fail tarafından ileti yoluyla işlenen Hakaret suçunu ispat etme noktasında ekran görüntüsü bakımından Yargıtay kararlarına baktığımızda

T.C.YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2013/19577 K. 2014/1926 T. 05.02.2014         ‘’ Elektronik Ortamdaki Fotoğraf Film Görüntü Veya Ses Kaydı Gibi Veriler ve Benzer Bilgi Taşıyıcılar Diğer Delillerle Desteklendiklerinde “Delil” Olarak Hükme Esas Alınabileceği’’ hükmetmiştir.

            Yalnızca ekran görüntüsünün alınması durumunda bu delil olarak değerlendirilemeyecektir. Bundan dolayı ilave delillerle desteklenmesi gerekir. Başka bir şekilde delil elde etme durumu yoksa E-TESPİT yoluna gidilmesi gerekmektedir. 

E-TESPİT Nedir ve Nasıl Yapılır?

             1 Mart ile birlikte 2016’da yürürlüğe giren “Noterlik İşlemlerinin Elektronik Ortamda Yapılması Hakkında Yönetmelik Noterler tarafından elektronik ortamda tespit yapılabilmesine imkan getirilmiştir. Getirilen düzenleme sayesinde hukuki dayanağı olmayan ekran görüntülerinin yerini E-TESPİT tutanakları alacaktır ve kişilere ispat kolaylığı sağlayacak.

            Bu işlemin nasıl yapılacağı akıllarda soru işareti bırakmaktadır. Bahsi geçen yönetmeliğin 5. Maddesinin 6. Fıkrasının c bendine göre “Tespit edilecek veri internet ortamında ise tespit işlemi TNBBS kullanılarak yapılır.” Aynı yönetmelikte TNBBS ise  Türkiye Noterler Birliği Bilişim Sistemi olarak tanımlanmıştır. Türkiye Noterler Birliği resmi internet sitesine giriş yapılarak “E-Tespit Portal” sekmesi üzerinden öncelikle üyelik gerekmektedir. Üyelik işlemi akabinde tespiti yapılması istenen verinin bulunduğu internet sitesi adresi girilerek istenilen verinin ekran görüntüsü alınacaktır. Tespit talebinde bulunulması ile sistem söz konusu verileri arşive kaydederek talepte bulunan kişiye başvuru numarası vermekte ve kişi bu başvuru numarası ile birlikte sistem üzerinden seçmiş olduğu notere giderek işlemi tamamlattırmaktadır. Tespiti gerçekleştirilen veri internet üzerinden silinse dahi işbu tespitin yapıldığı anda mevcut olduğu ispatlanabilecektir.

 Yazımızın tamamında mümkün olduğunca Hakaret Suçunun unsurlarını ve karşılaşıldığında neler yapılabileceğini anlatmaya çalışıldı fakat bütün bu süreçlerin bir ceza avukatıyla takip edilmesi işlemlerin sağlığı ve istenen neticenin alınması bakımından önem arz etmektedir. Böyle bir durumla karşılaşmanız durumunda iyi bir avukata başvurmanızı tavsiye ederiz.

Yargıtay Kararları Işığında Hakaret Suçu Sayılmayan Sözler

‘’Dört gözlü’’ Kişinin gözlüklü olduğunu ifade eder suçun unsurları oluşmamıştır.

‘’Beceriksiz herif, meziyetsiz, karaktersiz..’’   Kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına kanaat getirilmiştir.

 ‘’Dinsiz, imansızlar’’ müştekilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığının

‘’Terbiyesiz herif’’ Onur şerefi rencide edecek boyutta olmadığına kanaat edilmiştir.

‘’Sen aciz zavallı bir insansın şu haline bak’’ İzmir BAM 12. CD 2018/3903E-2019/706K

‘’Şizofren hastasısın, iki ruhlusun, doktora git’’ onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ağır eleştiri niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı

‘’Sen ne karışıyorsun lan’’ Kaba hitap tarzı var. Onur,şeref rencide edecek düzeyde değil.

‘’Çingene’’ Onur, şerefi rencide edecek düzeye varmadığına kanaat edilmiştir.

‘’Ananı avratını sinkaf edeceğim’’ Burada asıl suç tehdittir. Hakaret tehdit suçunun içinde erir.

‘’Haddini aştın fazla ileri gittin, sen insan mısın?’’ Onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığına kanaat getirilmiştir.

‘’Siz çetesiniz defolun gidin, vicdansızsınız’’ Somut olayda ağır eleştiri olarak değerlendirilmiştir ve rencide edecek düzeyde olmadığına kanaat getirilmiştir.

‘’Tutanak tutmazsanız adam değilsiniz’’ Kaba söylem olarak değerlendirilmiş ve onur, şerefi rencide edecek düzeyde olmadığına kanaat edilmiştir.

‘’Hakime siz açıkça taraf tutuyorsunuz’’ demek,mağdurların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, uğranıldığını düşündüğü haksızlığı dile getirmeye yönelik bir yakınma ve ağır eleştiri niteliğinde olduğuna kanaat edilmiştir.

 Emniyette dışarıda beklemesi gerektiği söylenen sanığın ‘’sinkaf ederim böyle düzeni de yeri de’’  hakaretin oluşması için sözlerin belirli veya belirlenebilir kimseye yönelmesi gerekir sözlerin mağdurları hedef almayıp onların onur, şeref ve saygınlıklarına yönelik bir saldırı niteliğinde olmadığına kanaat edilmiştir.

‘’Eğitimsiz tecrübesiz teknolojiden anlamayan’’ ağır eleştiri niteliğinde olup katılanların onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte bulunmadığına kanaat getirilmiştir.

‘’Lanet gardiyan’’ Nezaket dışı kaba hitap tarzı olup, sövme, somut bir fiil ya da olgu isnadı olarak kabul edilemeyeceği, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurları oluşmadığına kanaat getirilmiştir.

‘’ İcra takibi esnasında bu evden mal kaldıracak damın anasını avratını sinkaf ederim.’’ Burada memura mukavemet suçu oluşur hakaret bu suçun içinde erimektedir.

‘’Doktora artistlik yapma hastaya bak bu senin görevin’’ kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına kanaat getirilmiştir.

‘’Polise karşı lan polis oldunuz da ne oldunuz senin psikolojin bozuk ‘’ kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına kanaat getirilmiştir.

Kaynakça

Profesör Dr. Mahmut KOCA- Profesör Dr. İlhan ÜZÜLMEZ Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler kitabı 4. Baskı

Türk Ceza Kanunu- Ceza Muhakemesi Kanunu- Noterlik Kanunu ve Noterlik İşlemlerinin Elektronik Ortamda Yapılması Hakkında Yönetmelik

Kişisel Bilgilerim Çalındı, Yayıldı Ne Yapmalıyım?

            Bu yazımızda günlük hayatta birçok insanın başına gelen ve teknolojinin ilerlemesiyle de iyice yaygınlaşmaya başlayan Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Kaydedilmesi, Başkasına Verilmesi Suçunu anlatmaya çalışacağız. Öncelikle belirtilmelidir ki kişisel verilerle alakalı olarak TCK’da farklı durumlara yönelik düzenlemeler bulunmaktadır.

            Buna göre, kişisel verilerin, hukuka aykırı olarak;

– kaydedilmesi (m. 135),

– bir başkasına verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi (m. 136) ve

– hukuka uygun olarak kaydedilen verilerin kanunlarda belirlenen süreler geçmiş olmasına rağmen sistemden yok edilmemesi (m. 138),

Fiilleri, suç olarak tanımlanmıştır.

            Görüldüğü üzere kanun sistematiğinde artarda gelen bu düzenlemelerle birlikte Kişisel Veriler koruma altına alınmaya çalışılmıştır. Bu suç bakımından öncelikle kişisel veri kavramının ne olduğunun anlaşılması gerekmektedir. Kişisel Veri kavramının tanımını bize KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU yapmaktadır.

 İlgili kanuna baktığımızda karşımıza çıkan tanım;

Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder.

Yukarıdaki tanımdan da anlaşılacağı üzere sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler kişisel veri kapsamında bulunmaktadır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere tüzel kişiler sayılmamıştır dolayısıyla tüzel kişiler bu suç bakımından koruma kapsamı dışında kalmaktadır. Buradaki tanımı ve kapsamı yazımız boyunca tekrar edeceğiz tanımın öğrenilmesi önem arz etmektedir.

Kişisel Veriler Bakımından Örnekler: Kişinin adı, soyadı, yaşı, T.C kimlik numarası, GSM No, ev adresi, araç plakası, fotoğrafı, sesi, parmak izi, biyometrik verileri, sağlık bilgileri vb. bilgilerin hepsi kişisel veri kapsamındadır somut olaya göre kişinin takma adı dahi bu kapsama girebilir.

            Örneklerle anlattığımız kişisel veriler bakımından şu husus unutulmamalıdır bu veri ile kişinin belirli veya belirlenebilir olması gerekmektedir. Toplumda yaygın olan bir isim belirlemeye yetmezken daha basit bir lakap ile belirleme yapılması mümkün olabilir bundan dolayı somut olaya göre yorumlama yapmak gerekebilir.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu

            Yazımızın daha önceki kısımlarında temel husus olan Kişisel Veri kavramı anlatılmaya çalışıldı bu kısımda ise TCK m.135 ile düzenleme altına alına Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu anlatılmaya çalışılacaktır.

            Kanundaki tanımına bakılınca ilk fıkrasında basit hali ikinci fıkrada ise bu suçun nitelikli hali düzenlenmektedir. Bu suçun faili herhangi bir kimse olabilir mağduru ise daha önceki kısımda da açıklandığı üzere gerçek kişiler olur. Suçun konusunu Kişisel Veriler oluşturmaktadır.

            Bu suç bakımından kavranılması gereken temel husus ‘’kaydetmek’’ fiilidir zira suçun tipiklik anlamında fiil unsurunu oluşturmaktadır. Kaydetmek kelimesinden ne anlamamız gerektiğine dair kanunda bir açıklık yoktur kaydetmenin sözlükteki karşılığına bakıldığında yazmak, tespit etmek, deftere geçirmek, sesi veya resmi manyetik bant üzerine geçirmek, hatırlamak için yazmak, elektronik veya sayısal araçlarda bilgiyi korumaya almak anlamlarına gelmektedir. Suçun unsuru olarak kaydetmek fiili de, kişiye ait bilgilerin bir yere yazılmasını, saklanmasını veya koruma altına alınmasını ifade eder. Kişisel verilerin bilahare tekrar veya başkaları tarafından gerektiğinde kullanılabilecek şekilde hazır bulundurulması kaydetme olarak kabul edilmelidir. Bu itibarla kişisel bilgilerin görülmesi, bulunduğu yerden okunması ve kişinin zihninde tutulması, örneğin ezberlemesi fiilleri kaydetme olarak kabul edilemez. Dikkat edilmelidir ki kaydetmenin nereye yapıldığının önemi bulunmamaktadır defter, kağıt, peçete, duvar olabileceği gibi bilgisayar, telefon, mp3 çalar, hafıza kartı da olabilir.

Kaydetme bakımından dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise kişinin kaydettiği Kişisel Veriyi hukuka aykırı olarak ele geçirmesi gerektiğidir aksi takdirde hukuka uygun olarak elde etme durumu varsa bu durumda bu suç oluşmayacaktır.

Örnek: (A) kişisinin rızasıyla kendi adı-soyadını (B) ‘ ye ait siteye kaydolmak için vermesi ve bu bilgilerin sisteme kaydedilmesi durumu. (Suç Oluşmaz) 

  • Kişisinin sınıf arkadaşlarının ad-soyadı, okul numaralarını izinsiz şekilde evdeki bilgisayarına kaydetmesi (Suç Oluşur)

Bu suç bakımından bahsedilmesi gereken bir başka husus ise suçun kasten işlenmesi meselesidir. Fail bu suçu ancak kasten işleyebilir taksirle bu suçun işlenmesi mümkün değildir. Kasten işlemek nedir sorusu zihinlerde oluşabilir. Failin kasten hareket ettiğini söyleyebilmek için, onun kaydettiği bilgilerin başkasına ait kişisel veri olduğunu bilmesi gerekir. Failin bu suç bakımından kasten hareket ettiğini söyleyebilmek için, kaydettiği şeyin, gerçek kişiye ilişkin, onun şahsı bakımından fonksiyon gören bir bilgi olduğunu bilmesi gereklidir.

Bir diğer husus ise hukuka aykırılık meselesidir zira kanuni tanımda hukuka aykırı olarak kaydeden ifadesi geçmektedir. 6698 sayılı kanun ve ilgili mevzuata baktığımızda kişisel verilerin işlenmesini hukuka uyar hale getiren bazı haller vardır bunlar;

1)Kanunun Öngördüğü Haller

Bazı durumlarda Türk Mevzuatı ilgilinin izni olmaksızın kişisel verilerin kaydedilmesine olanak sağlamaktadır ve bundan dolayı da kişinin yaptığı işlem hukuka aykırı durumdan kurtulmaktadır.

2) İlgilinin Rızası

İlgili kişisel verilerinin kaydedilmesine izin verdiği hallerde hukuka aykırılıktan bahsedilemez. Bu durumda da suçun oluştuğundan bahsedilemez.

Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme Suçu

            Bu suç bakımından da daha önce yazımızın başında önem arz ettiğini ifade ettiğimiz kişisel veri ve tanımı karşımıza çıkmaktadır. Bu tanımdaki belirtilen hususlar aynen burada geçerlidir. Yazımızın bu kısmında bu suç bakımında farklılık arz eden noktalara değinilecektir. Diğer hususlar ilk bölümlerinde açıklanmaya çalışılmıştır.

            Bu suç bakımından fail özellik arz etmez mağdur ise yalnızca gerçek kişi olabilmektedir. Bu suçun konusunu da kişisel veriler oluşturmaktadır. Kişisel veriden ne anlaşılması gerektiği daha önceki kısımda açıklanmıştır. Bu suç üç farklı seçimlik hareket ile işlenmesi mümkündür. Kişisel verilerin başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi hareketleridir. Bu üçünden herhangi birinin yapılması ile suçun fiil unsuru oluşur. Kişisel verilerin başkasına verilmesi hareketinde yer alan “başkası” gerçek kişiler olabileceği gibi tüzel kişiler de olabilecektir. Failin kişisel verileri suçun mağduru dışındaki gerçek veya tüzel bir kişiye verileri vermesi halinde suç gerçekleşmiş olacaktır.

            Kişisel verilerin yayılması da çok çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilir. Bu; kişisel verilerin yazılı olarak mektup şeklinde birden fazla kişiye gönderilmesiyle gerçekleştirilebileceği gibi, internet üzerinden bir web sitesinde kişisel verileri başkaları için erişilebilir kılmak ya da bir forumda açıklamak suretiyle de gerçekleştirilebilir. Kişisel verilerin bir tek kişiye verilmesi veya açıklanması suçun oluşması açısından yeterlidir, herkesin öğrenmesi gerekmez. Keza bu suçun da kasten işlenmesi gerekir.

Şikayet, Zamanaşımı, Uzlaştırma

            Yukarıda anlatılan suçlar bakımından düzenlendiği kanundaki ilgili maddeye baktığımız zaman ‘’ Kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme hariç, bu bölümde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.’’ Hükmüyle karşılaşmaktayız bu hükme göre sayılan suçların takibi şikâyete bağlı değildir. Resen soruşturması yapılır.

            Mevzuat gereği takibi şikâyete bağlı olan suçlar uzlaştırma kapsamındadır. Uzlaştırma yoluna gidilip gidilmediği hem soruşturma evresinde hem de kovuşturma evresinde dikkat edilir. Yazımızda anlatılan suçlar bakımından uzlaştırma yoluna gidilmesi mümkün değildir.

            Zamanaşımı bakımından inceleme yapacak olursak yukarıda da açıklandığı üzere yazımızda bahsedilen suçların takibi şikayete bağlı değildir bundan dolayı da şikayet süresi yoktur. Dava zamanaşımı süresi içinde şikayet yapılabilir.

Kaynakça

1)Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu- Prof. Dr. Mahmut KOCA** Prof. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ***

2)Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar- Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları** 1 Doç. Dr. Muharrem Özen***

3)Türk Ceza Kanunu Bağlamında Kişisel Verilerin Ceza Normlarıyla Korunması- Murat Volkan Dülger**

4)Türk Ceza Kanunu- Ceza Muhakemesi Kanunu- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu

yargı reformu paketi

1. Yargı Paketi Neler Getirdi?

Yargı sistemi bir ülkenin en temel varlığıdır. Ülkemizde yargıda yaşanan düzensizlikler aksaklıklar gün geçtikçe artmakta. Bu artışa bir dur demek, belli başlı düzensizliklere bir çözüm üretebilmek adına geliştirilen ve geçtiğimiz gün itibariyle yürürlüğe giren yargı reformu paketi oldukça yankı uyandırdı.

Birçok konudaki hukuksuzluğa ve ihtiyaç duyulan noktalarda değinen bu paketle bizi neler bekliyor, iyileştirmeler neye yarayacak? İşte yargı paketiyle ilgili bilmeniz gerekenler!

1. Yargı Paketinin İçeriği

Yargı paketi kapsamında gelen değişiklikleri madde madde açıkladık. Önemli başlıklar arasında basit yargılama usülünün yaygınlaştırılması, bazı suçlarda ertelemeye gidilmesi gibi değişiklikler yer alıyor.

Yargı Paketinin Getirdiği Değişimler

  1. Avukatın Zorunlu Katılımı İle Yargılamanın Hızlı Yapılması

    Yapılacak olan bu uygulama ile asliye ceza mahkemesinin görev alanına giren yani 10 yıl veya daha az hapis cezası gerektiren dava ve işlerin büyük çoğunluğunda bir avukat ile yargılamada temsil edilen şüpheli konumundaki bireyin Cumhuriyet Savcısı ile anlaşma yaparak muhakemenin yani tüm bu yargılamanın çok daha hızlı ilerlemesi hususunda bir düzenleme getirildi.
    Uygulamaya göre savcı ile şüpheli arasında avukat huzurunda şüpheli kabul ederse bir anlaşma yapılacak. Savcı söz konusu suç hakkında kanunda belirtilen sürelere göre seçeceği asıl ceza miktarı üzerinden yarıya kadar bir indirim yaparak uygulanacak cezayı belirleyecek ve hatta gerekli hallerde belli suçlarda yer alan erteleme kurumuna başvurarak kişinin cezasını erteleyebilecek.
    Hedeflenen asıl şey hem vatandaşın yargılamada uzun süre mağdur olmasını engellemek, hem de dava sayılarını azaltmak. Böylelikle daha hızlı ve doğru sonuçlara ulaşılabilecek.avukatın katılımı ile hızlı yargı

  2. Basit Yargılama Usulü ile Yargılama Uzamayacak

    Basit yargılama usulü işlemlerin daha hızlı ilerlediği bir yöntem olup bu döneme kadar hukuk davalarında kullanılmaktaydı. Ceza davalarında ise yargı reform paketi ile hayatımıza giren bu yol ile asliye ceza mahkemesi tarafından savcının hazırladığı iddianamenin kabul edilmesinin ardından adli para cezasını ve/veya üst sınırı 2 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilecek.
    Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği hallerde mahkeme tarafından daha evvel savcının hazırladığı iddianame muhakemede yer alan sanık, mağdur ve şikayetçiye tebliğ edilecek. Bu tebliğin ardından beyan ve savunmalarını 15 gün içinde yazılı olarak bildirmeleri istenecek. Bu yolla yargılamanın daha hızlı yapılması hedefleniyor. Ceza yargılamaları mağduriyetin gerek mağdur gerek sanık açısından en çok yaşandığı alan. Zira masumiyetin ispatlanması uzadıkça tutukluluk süresinin uzunluğu bir hak kaybına neden olmakta. Aynı şey mağdur olan kişinin hakkının korunması bakımından da oldukça önemli. Bu açıdan basit yargılama usulü büyük ölçüde hak kayıplarını giderecektir.

  3. Temyiz Edilebilecek Kararlara Daha Geniş Sınırlar Çizildi

    Temyiz, yargılamada başvurulan bir kanun yoludur. Mahkemelerin verdikleri açık bir şekilde yanlış ve kanuna aykırı şekilde ortaya çıkmış olan kararların düzeltilmesini amaçlayarak belli başlı kararların bir üst mercii olan Yargıtay’a taşınmasına temyiz denir.
    Temyiz, istinaf mahkemesinin vermiş olduğu bozma kararı dışında kalan hükümlerinin tekrar incelenmesi için davanın taraflarına verilen bir kanun yoludur. Yapılan yenilik ile;
    – Hakaret
    – Cumhurbaşkanına hakaret
    – Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit
    – Suç işlemeye tahrik
    – Suçu ve suçluyu övme
    – Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
    – Kanunlara uymamaya tahrik
    – Devletin egemenlik alametlerini aşağılama
    – Türk Milleti’ni, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama
    – Silahlı örgüt kurma
    – Halkı askerlikten soğutma
    Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar
    Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31’inci maddesi ve 32’nci maddesinde yer alan suçlarda verilen hükümler artık İstinaf kanun yoluyla yani bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde kesinleşmeyecek.
    Bu suçlara ilişkin verilen kararlara karşı Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılabilecek. İstinaftan daha üst bir merci olan Yargıtay, böylelikle bu katalog suçlar hakkında daha kesin ve geçerliliği olan kararlar verecek ve bunlarla da daha özgün içtihatlar meydana gelecek. Bu yol aynı zamanda vatandaşın hak arama özgürlüğünü bir adım daha ileriye taşıyacak.

  4. Yargılamada Mağdurların Hakları Artık Daha Güçlü

    Yargı reform paketindeki bir diğer değişiklik de yargılamalarda mağdurların daha fazla mağduriyet yaşamaması adına getirildi. Özellikle direkt olarak kişinin psikolojik olarak etkilendiği ve yüzleşemediği durumlarda daha fazla travmatik duruma sebep olmamak adına yapılan çalışma oldukça önemli.
    Kanundaki cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarına ilişkin davalarda mağdur haklarında güçlendirmelere yer verildi.
    Normalde sanıkla yüzleşmesinde sakınca olduğu düşünülen hallerde, adli görüşme odalarında baskıya maruz kalarak, kendini daha kötü hissetmesine sebep oluyordu.
    Düzenlemeye göre Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların olay hakkındaki yargılamaya yön veren ifade ve beyanları özel ortamda, uzmanlar aracılığıyla alınacak.

  5. Siteye Değil İçeriğe Erişimin Engellenmesi

    Siteye değil de içeriğe erişimin engellenmesi oldukça önemli bir husus.
    Gerek ülkemizde gerekse dünyada kullanılan bir çok web sitesine erişim engellenmiş durumda. Bunların başında bir çok araştırma sitesi ve sosyal siteler var. Bu sitelere barındırdıkları belli başlı içeriklere erişilmemesi amacıyla genel bir engel var.
    Bu uygulamayla sitenin tamamına erişim değil yalnızca sorun teşkil eden içeriğe erişim yasağı olacak. Böylelikle ulaşmak istenen içeriklere sitelere rahatça ulaşılabilecek ve sadece uygun olmayan içerikler yasaklanmış olacak

  6. Soruşturmada Tutukluluk Süreleri Azaldı

    Tutukluluk süresi oldukça mağduriyet yaratan bir diğer husus olarak uygulamada yer alıyor. Yargılama yapılırken tutuklu yargılanan kişilerin akıbeti hakkında karar verilene dek tutuklu beklemeleri hem ciddi bir zaman kaybına hem de geniş açıdan bakarsak masumiyeti ispatlanacak olan bireylerin ya da onların ailelerinin ekonomik, sosyal, manevi kayıplarına neden oluyor.
    Yapılan yeni düzenleme ile soruşturma aşamasında, ağır ceza mahkemesi alanına girmeyen suçlarda tutukluluk süresi 6 ayı geçemeyecek. Ağır ceza mahkemesi alanına giren suçlarda ise bu süre en fazla 1 yıl olacak.
    Devlete karşı işlenen suçlarla, Terörle Mücadele Yasası kapsamındaki suçlarda tutukluluk süresi en fazla 1 yıl 6 ay olacak ve 6 aylığına bir kez uzatılabilecek.
    15 yaşından küçüklerin işlediği suçlarda bu süreler yarı oranında, 18 yaşından küçüklerin işlediği suçlarda ise dörtte üç oranında uygulanacak. Böylelikle bireyler artık haklarında yargılama yapılırken daha kısa süre tutuklu kalacağından yargılamada da hızlılık meydana gelecek.

  7. Haber verme sınırlarını aşmayan açıklamalar suç olmayacak

    Yapılan bir başka düzenleme ise kaynağını Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan değişiklikten alıyor. Buna göre haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaların suç oluşturmayacağı hükme bağlandı.
    Yani bireylerin beğendiği durumlara övgü ile yorum yapmaları kadar hoşnut olmadıkları hallerde de kendi düşüncelerini ifade ederek eleştirmelerinin bir suç olamayacağını ele alıyor.
    Mevcut hukuk düzeninde zaten yer alması gereken yer aldığına inanılan bu hüküm aslında uygulamada yaşanan düzensizliklerin üstünü çizmeye bir uyarı yapma niteliğinde görülüyor.

  8. Üç yıl ve altı hapis cezası öngörülen suçlarda erteleme

    Cumhuriyet savcısı, kanunda suç karşılığı olarak üst sınırı 3 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen açılması beklenen ve gereken kamu davasının açılmasının 5 yıl süreyle ertelenmesine karar verebilecek.
    Böylelikle bireyler hakkında kanunda yer alan yaptırımı az olan suçlardan ötürü dava açılması, hüküm verilmesi gibi hususların dışında tutulacak.
    Bu düzenleme uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar, kamu görevlisi tarafından veya kamu görevlisine karşı işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ise kapsam dışında tutularak yapılacak.

Bütün bu değişiklikler bir yargı paketi altında meclisten geçti ve onaylandı. Yargı reformu kapsamında daha köklü değişiklikler de yolda ve 2. yargı paketi hazırlıkları sürüyor. Konuyla ilgili gelişmeler oldukça aktaracağız. Daha detaylı bilgi almak için avukata sor hizmetimizden de faydalanabilirsiniz.

Yargı paketinin içeriğini sizler için açıkladık. Yargı paketinin içeriğinde sadece avukatları ilgilendiren değişiklikler de bulunuyor, bu değişiklerle ilgili haber sitelerini ziyaret edebilirsiniz.

Yargı paketindeki değişiklikleri daha detaylı incelemek isterseniz Barolar Birliği’nin paylaştığı broşüre göz atabilirsiniz: 1. Yargı Paketinin Getirdikleri

Don`t copy text!